İki aydan küçük olanı daha erken doğmuştu.Guzhan bu gece kurtlar bile huzursuz diye kendi kendine söylendi.Bir önceki şafaktan beri hiç durmadan yol almış, Northing in derin vadilerini tehlikelerle dolu ormanlarını geride bırakmıştı.Gökyüzü yıldızlarla parlıyor büyük ay batıdan tüm haşmetiyle doğuyordu.
-Sende bende bu gece daha fazla ilerleyemeyiz dostum dedi
Yorgun kurdunun sırtından inerken kulaklarının arkasını okşadı. Dev hayvan ona tatlı bir homurtuyla karşılık verdi. İki haftadır kabilesinden uzak tehlikeli ve yabancı diyarlarda yollardaydı. Bir haberci Thors’un bütün kabile şeflerini çağırdığını haber verince vakit kaybetmeden yola çıkmıştı.Kafasında soru işaretleri vardı.Neden tek başına çağrılmıştı? Bu kadar acil olan neydi.Sorularıma cevap almama az kaldı diye düşündü.Karşısında Valgoroth dağları sırtlarını sergiliyordu.Sivri tepeler yerkürenin çenelerinden fırlamış dişler gibi göğe doğru uzanıyordu.Bu tepeleri aştığında Kızıl Gök kabilesinin topraklarına girmiş olacaktı.Thors’un kabilesi.Orkların büyük şefinin. Karanlık geçitten bu dünyaya geçmek için akılları çelinmeden önce Guzhan ve kabilesi( Tabi diğer bütün kabilelerle birlikte) Kendi dünyalarında zorlu ve mücadele içinde bir hayat sürüyorlardı. Kıraç topraklar fırtınalar ve ölümcül savaşlarla dolu bir hayat.Sadece en güçlü olanların hayatta kalabildiği bir dünya.Orkların dünyasında zayıflığa yer yoktu.Bu yüzden birbirini bile öldürmekte tereddüt etmezlerdi.Ama ne olursa olsun orası onların eviydi ve onlarda oranın efendileri.Şimdi ise yemyeşil bereketli toprakları olan daha yumuşak bir dünyadaydılar.Ama artık efendi değillerdi.
Guzban daha 5 yaşındaydı kabilesi ile birlikte karanlık geçitten bu diyara geçtiklerinde Babası ,Savaş çığlığı kabilesinin şefi Thorim’in , annesi ile tartıştıklarını hatırlıyordu.İstekli değildi annesi topraklarını terk etmeye.Vaat edilenlerin yalan çıkmasından korkuyordu.Haklıydı beklide.İlk geldiklerinde savunmasız yaratıklar, ganimetlerle dolu bir dünyaya ayak basmışlardı.Guzban güneşi hatırlıyordu. Kendi dünyalarında ki kırmızı ve soluk güneşten farklıydı. Parlıyordu ısıtıyordu, yeşil derisinin ilk defa ısındığını hissetmişti. Takip eden zamanlarda orklar tüm bölgeleri istila etmeye canlarının istediği gibi yerleşmeye başlamışlardı.Guzban’ın annesinin bile şüpheleri son bulmuştu.Karşılarında sadece kendilerine insan diyen ve ellerinde toprağı işlemek için kullandıkları aletlerden başka silahları olmayan yaratıklar vardı. Onlarda Orkları gördüğünde savaşmak yerine canlarını kurtarmak için kaçmayı yeğliyorlardı.Çoğu başaramıyordu tabi.Sonra orklar her zaman olduğu gibi birbirlerine düştüler.Kabileler diğerlerinin topraklarına göz dikti.Aralarında mücadele başladı.Üstelik artık karşılarında daha çetin düşmanlar vardı.Bunlarda insandı ama, savaşmayı iyi biliyor ,ağır zırhlar giyiyor ve en önemlisi Orklardan korkup kaçmak yerine onlarla ölümüne dövüşüyorlardı.Başlangıçta büyük bir tehdit değillerdi ve Orklar onlar yerine kendi türleriyle ilgilenmeyi tercih etmişlerdi.Ama gitgide sayıları artıyordu.Ve bir gün orklar karşılarında düzenli bir ordu bulduklarında hiçde hazırlıklı değillerdi. Aralarında insandan başka türlerinden olduğu fark ettiklerinde çok şaşırdılar.Uzun kulaklı daha zayıf ve ince olanlar, kısa boylu enli ve kalın baltalar taşıyanlar.Guzban o zaman 13 yaşındaydı ve savaşın tam ortasındaydı.Bu dünyanın yaşayan halkları OrKlara karşı birleşmişlerdi.İnsanlar atlara ,kısa boylu halk daha küçük boynuzlu yaratıklara binmişlerdi.Böyle hatırladı Guzban büyük hezimeti ve babasının kılıçlar ve oklar altında parçalanışını.
Dağıldılar kabilelerin bazıları toptan yok edildi.Kaçabilenler dünyanın uzak ve karanlık köşelerinde saklandılar.Guzbanın kabilesi Savaş çığlığı yok olmaktan güçlükle kurtulmuş ,Büyük Kanat dağlarının karlı doruklarına doğru kaçmışlardı.Artık başsız ve dağınık haldeydiler.Bir çokları öldürülmüştü geride kalanlar yaralı ve yorgundu Babasını ölümünden sonra yaşlı ve bilge amcası şefliği ele almıştı.Şimdi eski günlerin aksine Büyük Kanat dağlarının karla kaplı tepelerinde saklanarak açlığa hastalığa soğuğa dayanmaya çalışarak ve en önemlisi de korkak hayvanlar gibi insanlardan gizlenerek yaşıyorlardı.Görüldükleri yerde avlanıyorlar yada daha kötüsü esir alınıyorlardı.Kimse; insanların esirleri nereye götürdüklerini ne yaptıklarını bilmiyordu.Bir zamanların zafer sarhoşu kana susamış güçlü Orkları şimdi zorlu koşullarda yabani hayvanlar gibi birbirinden kopuk yaşıyorlardı.Üstelik kendilerinin olmayan yabancı bir dünyada.Son kabilenin son üyesi de geçtikten sonra karanlık geçit kaybolmuştu.Artık bu dünyada kapana kısılmış fareler gibi çaresizce sonlarını beklemekle geçiyordu günleri.
Guzban 20 yaşına geldiğinde amcası şefliği ona devretti ve yaşayan diğer kabileleri bulmak için yola çıktı.Bir daha onu bu topraklar üstünde gören olmadı ama , bir gece karanlıklardan çıkagelen bir yabancının haberi ile tekrar ümitlendiler. Thors ve onun kabilesi yaşıyorlardı. Tekrar birleşmek güçlerini toplamak için kabile şeflerini
çağırıyordu.Guzban büyük kurdu Karyele ye bindi ve gecenin karanlığında yol almaya başladı.Geride gururlu ve güzel karısı Longdin Uzun Dişi ve yeni doğmuş isimsiz oğlunu bırakarak.Giderken sevgili karısının kulağına ‘Sizi böyle gurursuzca saklanarak yaşamaya mahkum edemem.Küçük oğlum büyüyecek , şerefli ve korkusuz Orkların başı olacak.Saklanmayan Orkların’ demişti
Oğlunu son görüşünün üzerinden sanki yıllar geçmiş gibiydi ama sadece iki hafta olmuştu.Guzban iki haftadır yollardaydı ve artık O da Karyele de yorgundu.Sırtını bir kayaya vermiş ateşi seyrederek uyukluyordu. Karyele de O nu sıcak tutmak için iyice sokulmuştu yanına.Başını dizlerine dayamış ritmik hırıltılar eşlinde uyumaktaydı.Guzban çetin dağlarda yaşam mücadelesi verirken Şamanları Bilge Dişin ilk kurdu evcilleştirmesini hatırladı.Kurtlar onlara avda yardım ediyor kışın sıcak tutuyor ve gerektiğinde bineklik ediyorlardı.Orklar da onların yavrularına bakıyor tehlikelerden koruyordu.Kurtlar olmasaydı bu kadar dayanamazdık diye düşündü.Yol arkadaşının kürkünü kalın parmaklarıyla okşayarak derin bir uykuya daldı.
Uykusundan uyandırılana dek.Gözünü açtığında Karyele tüylerini kabartmış karanlığa doğru hırlıyordu.Guzban ay ışında kalın bir kılıcın metalik parlamasını gördü.Büyük savaş baltasını eline aldı Kükredi, aynı anda iki yanından iki tane Orkun karanlıktan çıktığını gördü tuzağa düşmüştü.Suikastçiler ; Orklar içinde şeref ve gururu önemsemeyen kiralık katiller.Orklar şerefleri için yaşayan canlılardı ve gurur sahibi hiçbir Ork düşmanına meydan okumadan saldırmazdı.Savaşarak cesurca ölmek ulaşabilecekleri en yüksek mertebeydi.Oysa gurur ve şerefi önemsemeyen suikastçiler gizlice saldırır haince öldürürlerdi.Guzban ne zamandır takip edildiğini düşündü ve aklına kabilesi geldi acaba onlarda tehlikede miydi?
İlk saldırı soldan geldi, keskin baltanın ayışında parlamasını görmüş ama savuşturmak için geç kalmıştı,sol omzunun kaslı gövdesiyle birleştiği yerde derin bir kesik açıldı.Yarasından kanlar fışkıran Guzban sağ elindeki baltayla saldırgana hamle yaptı.Karyele önden gelen saldırganın üstüne atılıp yere yıkmış boğuşmaktaydı.Guzban çevik bir hareketle ikinci saldırıdan sıyrıldı. Baltasını havada kısa bir yay çizecek şekilde savurduktan sonra düşmanının boynuna indirdi. Suikastçinin yere düşen cansız kellesinden şaşkınlık ve nefret okunuyordu.Guzban dikkatini sağ tarafa yöneltti.İkinci saldırgan kısa ve enli bir palayla saldırıya geçmişti.ilk hamleden kendini güçlükle kurtardı. Sol kolu havada sallanıyor yarasından kanlar fışkırıyordu.İkinci hamle sendeleyen Guzban ın silahını düşürmesine neden oldu , yerden alacak vakit yoktu düşmanının üzerine atlayıp sağlam kolu ile boğazına yapıştı.Suikastçinin boğazındaki basınç artarken Guzban hırıltılar ve kırılan boyun kemiklerinin sesini duydu.O anda daha önce fark etmediği karanlık noktada bir başka düşmanın beklediğini gördü ama tepki vermek için geç kaldı. Yarasından kan sızıyor ve bilinci yavaş yavaş kayboluyordu. İkinci düşmanını öldürdüğünde iyice bitkin düşmüştü.Uzun bir kılıç sağ omuzundan beline kadar geniş bir yarık açtı. Guzban sert çeliğin soğuk hissini tüm vücudunda hissetti. Yere düşerken Karyelenin cansız vücuduna göz attı.Beyaz postu kana bulanmıştı gözleri ve ağzı açıktı sivri dişleri ay ışığında hala tehditkar parlıyordu.’hoşça kal dostum dedi. Başka dünya da tekrar görüşene dek.’ .Soğuk çelik, kollarını ve vücudunu parçalarken oğlunu düşündü. Her şeyin bir an önce sonlanması için gözlerini yumdu….